 Her zaman olduğu gibi bitmek bilmeyen uzun yaz arasının ardından, sonunda
takımımıza kavuştuk. Son yıllarda sık yaptığımız şeyleri tekrarlamayı ihmal
etmeden, yine bu yıla da "It's Time" benzerinde geyiklerle girdik. Ancak artık
iş ne geyiğe, ne de laf olsun diye atılan sloganlara kaldı. Merakla beklediğimiz
roketleri kucaklamamızın ardından, sezonun seyrine daldık. Yaklaşık 20 maç
geride kaldı ve olumlu düşüncelerin yanı sıra olumsuz düşünceler de aklımızdan
çıkmıyor...
:: Ya İstikrar, Ya Ölüm!
Olumsuz ile başlamak daha iyi olsa gerek. Bu doğrultuda istikrar sorunumuzu
masaya yatırmam gerekecek. Olayın en yakın örneği olan geçen sene ve başına
baktığımızda istikrarsızlığımızın farkında olmamamız adına hiç bir neden yok.
Geçen sene 6-1 ile başlayan ve sezona fırtına gibi giren takımımız, ardı ardına
maçlar kaybetmeye başlamıştı. Bu yıl da sezonun açılış maçı olan Grizzlies
karşılaşmasında bir çok oyuncumuzun uykulu olarak maça çıkmasına karşın galip
gelmeyi bilmiş ve ardından deplasmandaki Dallas maçını da Artest - Brooks
ikilisinin göz alıcı performansı ile kazanmıştık. (Bir de arada Thunder ile
gazozuna maç yaptık.)
Ancak güzel başlangıç uzun sürmedi ve araya yenilgiler girmeye başladı yine.
Belki de son çeyreklerdeki denyoluklar ve Adelman'ın ara ara yaptığı yanlış
tercihler rahat kazanabileceğimiz maçları rakiplere hediye etmemize neden oldu
ancak bahanelere sığınmamak gerekiyor. Ligde iddialı olduğunuzu göstermek
isterseniz, muhakkak istikrarınız ile bunu ortaya koyarsınız. Büyük takımlara
karşı olan fobimizi ve bazı bireysel beceriksizlikleri de atlattığımız takdirde
istikrarlı olabileceğimize inanıyorum. İstikrar olmadan, hiç bir şey olmuyor
kuzum. Her ne kadar hala grup lideri olarak görünsek de, 13-7'lik derecenin çok
çok iyi bir derece olduğunu söylemek güç. Ama yine de zaman her şeyin ilacıdır
derler ya, bu sorunun da reçetesi muhtemelen zaman. Zamanla bir çok parça yerine
oturacaktır diyerekten, topic atlamak istiyorum.
:: Her Şeyin Başı Sağlık
Aslında istikrardan bahsederken sayılacak çok şey var. Ama sağlık yalnızca
istikrardan bahsederken değil, basketbolun her yanında çok önemli bir faktör.
Hatta basketbol da bir yana, hayat için de her şeyin başı sağlık. Tabi olayın
bizi ilgilendiren kısmı ise yine basketbol ve Houston Rockets. Aslında kendi
takımımın adından bahsederken, aklıma ilk gelen şey bu oluyor zaten.
Seneye sakatsız giriyoruz diyemeden, Shane'in yokluğundaki zaman dilimi ve zaten
hiç olamayan Steve Francis akıllara geliyor. Hadi bu iki ismi de geçtim, şu güne
kadar sakatlanmadığı tek yeri cinsel organı olan Tracy McGrady, devasa boyu ve
fiziği ile her daim sakatlanma riski olan Yao Ming ve Ron Artest de bu sezona
sakatlıklar ile başlamayı ihmal etmediler. Neyse ki Ming ve Artest'in ciddi bir
şeyi yok, ancak McGrady bir süreliğine aramızda olmayacak. Ne zaman olabildi ki?
Her fırsatta söylüyorum ve ihmal etmemeye de özen gösteriyorum, şaka maka bu
Toyota Center'a bir nazar boncuğu dayatmak lazım. 82 maçlık maratondan gazisiz
ayrıldığımız bir sezon yok yahu! Hele arada bir 05-06 sezonu var, gaziliği
geçtim direk şehit verdik. Yao da, Tracy de sezonun yarısı kadar maçta forma
giymediler. Zaten o yıl play-off yapmak da bir rüya olmuştu derinlerde...
:: Yao - Ya Ron - Ya T-Mac
Yazının olumlu satırlarına kayarken, bu ekstra olumlu durumdan bahsetmeden
edemeyeceğim. Şimdi öndeki başlık biraz garip gelebilir ilk okuyuşta, ancak
takımda gördüğüm bir şey var. Ki eminim maçları izleyen bir çok kişi de bunu
rahatlıkla görüyordur. Özellikle son maçlarda fark ettiğim kadarıyla Ya Yao, ya
Ron, ya da T-Mac sıraları geldiğinde çıkıp, teker teker sorumluluk alıyorlar.
(T-Mac patladı gerçi sakatlıktan ama) Hani olumsuzluklar saydık, sakatlık ve
başlangıçtaki bazı istikrarsızlıklar ancak bu gerçekten takım adına fazlasıyla
olumlu bir gelişme. Üç oyuncunun da "0" ego ile oynadığı şu son maçları izlemek
beni fazlasıyla sevindiriyor ve en önemlisi de hepsi çıkıp sorumluluk alacakları
yerleri iyi biliyorlar artık.
Başa aldığım Yaocan ile devam etmek istiyorum, zira gerçekten başta olmayı hak
ediyor. Aslında bir şey değişmemiş gibi görünüyor hala, ama Yao'da değişiklikler
var. Değişiklikler görmeyi bilenedir zaten. Şöyle ki, Draft ettiğimiz yıldan
beri yumuşaklığı ile eleştirilen Ming, bu sezon geçtiğimiz yıllara oranla bu
yumuşaklığı bırakmak için oldukça niyetli. Pota altında daha agresif olduğu da
bir gerçek. Eskiden Yao varken, pota altına girmeye korkulmazdı pek ancak
özellikle son dönemlerde pek de kolay olmuyor bu pota altında gezintiye çıkma
olayı. Yao koyduğu bloklarla tam anlamıyla bir tehdit oluşturmayı biliyor,
ayrıca değişikliklerinden bahsederken; bu sezon hücum ribaundlarında da daha
aktif olduğunu söylemek gerek. Yao'nun aldığı sorumluluğun farkında olan bir tek
ben değilim tabi ki, daha önce de sürekli takımı tek başına taşıdığı söylenen
T-Mac de bunun farkında.
:: Emeğe Saygı
Evet... Yao, Ron, Tracy derken, gelelim bücüre...
Geçen sene kendisini draft ettiğimiz gün tonlarca küfür ettiğim ancak daha sonra
bizzat beni kızartmayı başaran Aaron Brooks için ayrı bir şeyler söylemek gerek
diye düşündüm. Geçen yıl draft'te doğal olarak bir 4 numara bekleyişi
içerisindeydik, yani yıllardır öyle sarpa saran bir 4 numara sıkıntımız olmuştu
ki, artık çocuğu koymanın vakti gelmişti diye düşündük, durduk. Ancak ilk turda
seçtiğimiz isim küçücük, fıçıcık, içi dolu turşucuk Brooks oldu. Aslında GM
Daryl Morey'nin doğaüstü yetenekleri sonra göz önüne çıktığı için ilk başta
Brooks'u seçtiğimize şaşmıştık, ancak daha sonra Morey'e taptık ve Brooks'un da
nimetlerinden faydalanmaya başladık. Gelir gelmez forma giymedi tabi, yani
takıma geldiği gibi bir şeyleri elde etmedi. Ama zaman geçtikçe hem takıma
kendini benimsetti, hem de koç Adelman'a. Son play-off sürecinde yavaş yavaş
yüksek mekanların da havasını almış olan Brooks, bu sene beklediğimizden de
erken bir olgunlaşma gösterdi. Sahip olduğu her şansta potansiyelini göstermeyi
bilen Brooks, 11.3 sayı - 2.1 ribaund ve 2.1 asistlik başarılı ortalamalarının
yanı sıra takımını bazı maçlarda ayakta tutmayı başaran isim de oldu.
Emeğe saygı demişken, seyyar satıcı Won Wafer'ı da es geçmemek lazım. Hazırlık
kampından bu yana süre buldukça bu takımda boşu boşuna forma giymediğini
göstermiş oldu. Aslında Adelman dışında NBA'deki diğer 29 koça oyuncuyu isteyip,
istemeyeceğini sormanız akabinde "Kalsın." yanıtını alabileceğiniz eleman,
elinden geleni yapıyor ve az buçuk gösterdiği değişim sayesinde hala ekmeğini
çıkarıyor. Yerli yersiz şut atma alışkanlığını bir nebze de olsa bırakmayı
başarabilen Wafer, Adelman'ın süre verdiği maçlarda efektif olmayı başarıyor,
keza Adelman'dan Wafer'ın adının geçtiği her demecinde kendisinden övgü ile
bahsediyor.
:: Son sözler...
- Francis diye bir adam vardı. Hatırlıyorsunuz değil mi? Takım elbiseleriyle
görüyorsunuz onu arada. Ulan içime oturuyor, söylemeden edemiyorum ama şu adamı
sürekli damatlıklarla görmek fena koyuyor. Ben ve benim gibi bir çok insanın bu
takıma bağlanmasında önemli rolü olan Steve'in şimdi 12 kişilik kadroda dahi
olamaması koyuyor. *Takımın oyuncu gelişiminden sorumlu direktörü Brett Gunning
her ne kadar yeşil ışıklar yaksa da, dönmüyor, dönemiyor.
Belki bir gün bir ışık yanacak ve bir melek onu sahaya indirecek. Ama şimdilik
İbo'dan "O Eski Halinden Eser Yok Şimdi" mısrasını yolluyorum kendisine. *Anam,
bir dakika Steve geçen kadroda gibi bir şeydi. Barry ve Tracy birlikte inaktif
listede olunca bir kıpraşma oldu.
Neyse, hüznün ve umudun beraberliği ile sürüp giden ve şimdilik çözülmeyi
bekleyen bir kördüğümü barındıran bu yazının sonuna geldik, benden şimdilik bu
kadar. Sağlıcakla kalın.
Eralp Demirkul
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|