 İki süperstarımız, umut vaat eden draft seçimlerimiz ve kaliteli off-season
hamlelerimiz. Bir sezona daha büyük umutlarla hazırlanıyordu takımımız. NBA
sitelerinde şampiyonluk anketlerinde görmeye başlamıştık kendimizi, belki de
geçen senelerde olduğu gibi. Bu sefer tam bir değişiklik adına takım
mantalitemizi, dolaylı olarak da hocamızı da değiştirmiş; Rick Adelman’ı başa
getirmiştik.
Yine, yeni,
yeniden…
Herkes çok şey bekliyordu bu takımdan. Bu
yazki FIBA America Cup’ta yeni transferimiz Luis Scola MVP seçilmiş,
çaylaklarımız yaz ligini tam performansla sürdürmekte ve duyulduğu kadarıyla
takım içinde de işler tam tıkır gözükmekteydi.
Are we readyy?
Nitekim
öyle de başladık sezona. İlk 7 maçımızda 6 galibiyet aldık. Lakers, Utah, San
Antonio’yu devirdik. Özellikle T-Mac ve Yao Ming’in sezon başı performansları
herkesi mutlu etmişti.
Ardından fikstürün zorluğu ve T-Mac’in 2
maçlık yokluğunun da etkisiyle 6 maç galibiyet yüzü göremedik. Aralık’ın 23’üne
kadar da yoğun ve zorlu bir fikstürle 13-15’lik bir derece yaptık.
23 Aralık akşamı, 2 maç önce hafiften vuran
sakatlık Tracy’yi tam olarak ele geçirdi ve uzun bir süre de peşini bırakmadı.
Makus kaderimiz bu sürede bizi bırakmayacak gibiydi. Takımın istenilen düzeyde
olmamasının da etkisiyle yavaş yavaş taraftarlar cephesinden homurtular
yükselmeye başladı.
Roket yükselişe
geçiyor…
Ama bu tarihten itibaren işler hiç de kötü gitmedi. T-Mac’in arada sadece 5 maç oynayabildiği 17 maçlık dönemi takım oyunumuz, özverilerimiz ve bütünleşmemiz sayesinde 12 galibiyetle kapadık.
En
önemli 2 oyuncusundan birini kaybeden bir takım için büyük bir başarıydı bu.
Taraftarların takıma, takımın da kendine olan güveni hatırı sayılır derecede
artmıştı. Geride bıraktığımız senelerdeki en büyük problemimizi,
süperstarlarımızdan yoksun çıktığımız maçlardaki performans düşüklüğümüzü
üstümüzden atmıştık.
All-Star arasından sonra nihayet
kahramanımıza kavuştuk. T-Mac’siz şahaneler yaratan takıma bir de T-Mac’in
eklenecek olması rakip takımlarda korku ve endişe uyandırmaya başladı.
Gerçekten de korkulmayacak gibi değildik.
T-Mac’in dönüşüyle 4 maç üst üste kazandık. Özellikle takımdaki paylaşımcı,
takım ruhlu, özgüvenli psikolojilerin çoğalmış olması göze batan en önemli
gelişmeydi. Galibiyetlerimize sadece 1 maçlığına ara verdik ve bu tarihten
itibaren müthiş bir form grafiği yakaladık. Bir takımda olması gereken tüm
faktörler, adeta bir orkestra şefi gibi takımını yöneten bir liderle bütünleşmiş
ve galibiyetler art arda dizilmeye başlamıştı.
Houston, have
we got a problem?
24 Şubat’a kadar tam 12 maç üst üste
kazandık. Ama o gün 13. maçımızda neler yapacağımızı konuşurken takımımızın
diğer süperstarının, sezonun ve play-offların hiçbir maçını oynayamayacak kadar
büyük bir sakatlık yaşadığını öğrendik. Bu haber bizim için gerçekten bir yıkım
oldu...
22 (yazıyla
“yirmi iki”)
Fakat
taraftarlarda meydana gelen olumsuz hava takıma yansımamış gibiydi. Günler
geçtikçe kadere rest çekercesine daha hırslı, daha motive ve daha inanmış bir
görünüm aldı takım. Bu da galibiyetlerin kesintisiz devam etmesini sağladı. NBA
tarihinin en uzun 2. serisini 22 maç art arda kazanarak yaptık ve tarihe geçtik.
Tabi bu arada da seri öncesi Batı’da 10.luk
olan konumumuzu 1.liğe kadar yükseltmiştik. Takımda herkes sezon başından beri
en iyi performansını gösteriyordu ve takım içinde de tam bir kenetlenme söz
konusuydu. Ne sakatlıklardan, ne eleştirilerden yılmayacak elit bir takım
olmuştuk.
22 maçlık bir seri, NBA tarihi boyunca
sadece 2 kez yakalanabilmiş bir başarı ise bunun elbet bir nedeni olmalıydı.
Bunun için seriyi yakalamamızda en efektif oyuncularımızın seri öncesi ve seri
boyunca bazı istatistiklerine göz atmamızda fayda var.
Görüldüğü
üzere tesadüfen kazanılmış bir başarı yaşamış olma olasılığımız, Michael
Jordan’ın tekrar NBA’e dönme olasılığı ile eşdeğer durumda. Her oyuncu takıma
kendinden fazlaca bir şeyler kattı ve büyük bir özveri gösterdi. İstatistiklere
dökülemeyen ama çıplak gözle rahatlıkla görülebilecek de çok büyük değişimler
oldu takımda. Bütün Roketleri bu hususta tek tek tebrik edip, aslan gibi
mücadeleleri için alınlarından öpmek lazım.
Play-Off
temennileri
Bu takıma olan inancımız zaten sonsuz. Uzun
zamandır Play-Off'larda gösteremediğimiz başarıyı da bu takımla yakalayacağımıza
güvenim tam. Ligin bitmesine çok kısa bir süre kaldı ve bu dönemi de başarıyla
atlatarak, bugüne kadar verdiğimiz mücadelenin boşa gitmesine engel olmalıyız.
Batı’daki Play-Off durumları malum. Her an herkes inip çıkabilir. Bu yüzden
konsantremizi bozmamalı, biraz daha sabır göstermeliyiz. Bu mücadelenin
ardından, bu kalitedeki bir takıma başarı illa gelecektir…
İlker Kaya
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|