Yılın Sürprizi
Aslında bu yılın iki sürprizi olduğunu söylemeyi düşünüyordum fakat Aaron
Brooks'u sürpriz kategorisinden çıkartmam gerektiği aklıma geldi. Rafer Alston
takası Morey'nin oyun kurucu pozisyonunu Brooks'a emanet ettiğinin büyük kanıtı
olmuştu. Brooks da kenardan geldiği zaman gösterdiği başarılı performansları
sürdürdü; hatta ilk beşe geçmesiyle beraber daha da efektif oyunlar çıkarmaya
başladı. Çabukluğu ile skorer kimliğini birleştirmeyi başaran oyuncu, kendisi
için yapılan Allen Iverson benzetmelerinin pek de haksız olmadığını göstermiş
oldu.

Ama gelelim gerçekten sürpriz olarak kabul etmemiz gereken isme; yani Von
"The Super" Wafer'a. Aslında "The Super" lakabını hak etmeden evvel herhalde Von
"The Itinerant" Wafer (Von "Seyyar" Wafer) onu en çok tamamlayan lakaptı. Fakat
o gerçekten hak etmiş olduğu lakaba ve değere bu sene kavuşmayı başardı. Sene
başında Rick Adelman'ın beğenisini kazanıp, takımda kalan Wafer, süre almadığı
zamanlara karşın umudunu yitirmeden ve bir takım oyuncusunun barındırması
gereken o ruhu kaybetmeden beklemeyi sürdürdü. Bir süre sonra da zaten Wafer'ın
zamanı gelmişti. Özellikle McGrady'nin sakatlığı ile beraber az biraz sunduğu
gösterileri uzun vadeye kavuşturmak adına bir fırsat bulmuştu. Bu yılın Wafer
ile ilgili en ilginç istatistiklerinden biri de aldığı süreyle alakalı olsa
gerek. Wafer, bu yıl yaptıkları doğrultusunda öyle süreler aldı ki, yıl boyunca
aldığı süre ortalaması, daha önce forma giydiği dört takımda aldığı sürenin
toplamından dahi fazla. Ligin ikinci yarısı ile beraber daha da ısınan ve ön
plana çıkmaya başlayan oyuncu, sayı ortalamasını da 9.7'e çekti ve istenmeyen
adam olduğu eski takımlarına da gerekli mesajı vermiş oldu. Yaklaşık 10 sayı
ortalaması Wafer için hiç fena değil, en önemlisi de bu sayı ortalamasını çar
çur etmeden yakaladığını bilmek olsa gerek.
Yılın Hayal Kırıklığı
Kuşkusuz hayal kırıklığı olarak tabir edilebilecek tek isim Tracy McGrady.
Onu hayal kırıklığı olarak nitelendirmek de ona haksızlık ettiğimiz anlamına
gelmiyor tabii. Bu yıl öyle tuhaf durumlar yaşandı ki oyuncuyla ilgili; bizler
için kelimeler kifayetsiz kaldı zaman zaman. Geçen yıl sakatlığına rağmen
oynadığı Play-Off sürecinin ardından yazı gayet iyi geçirmesini beklediğimiz ve
2008-2009 sezonu için iyi bir dönüş yapabileceğini düşündüğümüz McGrady, bizleri
hayal kırıklığına uğratmadan edemedi.

Belki de bu sezon geçirdiği operasyonlar çok geç kalınmış iki hamleydi.
Ama en üzücü ve talihsiz olanı ise McGrady'nin takas olma ihtimalinin belirmesi
ile beraber sezonu kapama haberinin ortaya çıkması oldu. O güne kadar ağzından
ameliyat ve sezonu kapama durumlarına dair doğru dürüst bir kelime çıkmayan
oyuncu, Adelman ve Morey'e haber vermeden basına sezonu noktaladığını duyurup
etik olmayan bir diğer davranışa imza atmıştı. Aslında gidişi bir yandan da iyi
olmuştu; çünkü artık takımda bir belirsizlik söz konusu değildi. Takımdaki
herkes rolünü kavramış ve ne yapması gerektiğini biliyordu. Özellikle takımın
beyni olan ve takımı hareketlendirmesi gereken T-Mac'in bu sene sahada olduğu
maçlarda -sakatlığı büyük pay sahibi- oyundaki hareketsizliğin en büyük sebebi
olması oldukça acıydı. Adelman'ın hızlı ve topun dönmesini isteyen hücumları
T-Mac'in baygın bakışları ve bitkin vücuduyla adeta yok olup gidiyordu.
McGrady'nin gittiği dönemin ardındansa takım iyi bir ivme yakaladı ve doğru
hücum etmeyi bildi. Artest'in arada yaptığı saçmalamalar dışında her şey gayet
normaldi. Zaten doğru hücum başarılı savunma ile birleştiğinde ödülümüzü de
almış, ilk turu geçmiştik.
Neyse efendim, söz konusu McGrady idi; fakat kendisiyle ilgili daha fazla
konuşmaya lüzum olduğunu düşünmüyorum. Bu sene erken dönüş yapma adına
fazlasıyla umutlu beyefendi; bizlerse yıllanmış Rockets taraftarları olarak bu
umutlanmalara biraz tokuz açıkçası. Yani eylem görmeden, vaatlerle hareket
etmeyi bırakalı çok oldu diyebilirim. Ne zaman döner bilmiyorum henüz ama
döndüğünde elinden geleni yapacağına yüzde 99 eminim. Kalan yüzde 1'lik pay ise
basketbolu bırakmayı isteyebileceğinden ötürü. Yoksa kimse, gerek takım
taraftarları, gerekse özel hayranlarının bu sadakatini göz ardı edip, hele de
kontrat senesi geliyorken, poposunu koyup, TNT yorumculuğu için staj yapmaya
hazırlanmak istemez...
Saygı Köşesi
Dikembe Mutombo

Eli öpülesi, iş ahlakı takdir edilesi, tapılası insan. Paradan öte
duygularına önem veren ve bu sene diğer etkili opsiyonlara karşın yavaş yavaş
bütünleştiği takımı Houston Rockets'ta kalan Mutombo, yaşadığı son sakatlık
sonrası basketbola veda ettiğini resmen açıkladı. Sıkça dile getiriyorum ve yine
de getireceğim; Mutombo NBA'de, sahada olmamasına karşın, kenarda oturduğu
zamanlarda bile fazlasıyla faydalı olmayı başaran tek isim belki de. Bu yalnızca
amigolukla açıklanamaz; büyüğüne küçüğüne nasihatleri, verdiği direktifler,
ekstra bir asistan koç niteliği taşıması, heyecanını hiç yitirmemesi, kenardan
hep yükselen sesi ve alkışları ve belki de dahası...
Saha dışındaki aktifliğini anlatmaya lüzum duymadığım Deke'nin, Portland
serisinde kendisinden yaşça epey küçük ve çok daha atlet uzunlara karşı söktüğü
ribaundlar ve müthiş çalışkanlığı sahada yaptıkları ile ilgili son bir hatıra
olarak hafızamızda kalacak...
Yao Ming

Bu sene Yao Ming'in istatistikleriyle hiç işim yok açıkçası. Yao bu sene
mental anlamda büyük bir gelişim gösterdi ve fiziğine uygun sertliği de kazandı
desek yeridir. Yao bu sene kolayca pes etmemeyi, liderliğin gerçekten nasıl
yapılabileceğini gördü; öğrendi. Sakatlık delisi McGrady ve zaten delilikleri
ile ad yapmış Artest'i düşününce, Yao'nun liderliğini konuşturması adına daha
uygun bir zaman olamazdı heralde. Yao kendisine verilen bu görevi layıkıyla
yerine getirdi. Bu yıl hücum ribaundlarındaki çalışkanlığı, pota altındaki
sertliği ve genel anlamda kazanma adına gösterdiği hırs ve agresiflik onun bir
senede ne kadar geliştiğini göstermiş oldu. Hele de Play-Off'ta sakatlığına
rağmen sahaya geri dönmek istediği, takım arkadaşlarını yalnız bırakmamak için
yanıp tutuştuğu Lakers serisini hiç kimse unutamayacak. Yao takımının ilk turu
geçmesinde yapabileceği maksimum şeyleri yaptı ve daha sonra da talihsiz
sakatlığına boyun eğmek durumunda kaldı. Ama ne olursa olsun, yaptıklarıyla
saygı köşemizde yer almayı hak etti.
Bu Yaz Nasıl Geçer...

Açıkçası takımın bu yıl yaptıkları 22 maçlık seride olanlar gibi büyük
takdir kazandı. Hep eksiklerine rağmen mücadele eden ve pes etmeyen bir takım
olarak yer edindik insanların kafasında. Ancak artık eksiksiz ve istikrarlı adım
atmanın tam zamanı. Üzerimizdeki ilk tur lanetini bu yıl atmayı başardık, sırada
Tracy McGrady'nin kendisini ve takımı etkileyen parazitliğini üzerimizden atmak
kaldı.
Artık ümit etmekten sıkıldık be T-Mac. Sen de kontratını ve sadakat
borcunu düşünerek sahalara geri dönmeye, ama adam gibi adam olarak dönmeye bak.
Zaten T-Mac dışındaki diğer durumlar Morey'e ve Adelman'a kalmış. Artest
para olayını abartmadığı takdirde -ki abartmayacak gibi görünüyor- Morey ona
dünden razı ve muhtemelen yeniden bağlayacağız onu. Wafer da yine yeniden
anlaşma yapmamız muhtemel olan bir diğer isim olarak göze çarpıyor. Gösterdiği
performansı aynı çizgide sürdürürse ve istifini bozmazsa, bu enerjisi bize daha
çok yarayacaktır zaten. He tabii en gerekli hamlelerin başında da yedek bir uzun
geliyor. Birkaç ay önce Morey'nin Olimpiakos uzunlarında aradığını öğrenmiştim,
belki de çare Yunanistan'dan gelir. Turiaf, Andersen, Moore gibi alınabilitesi
olan NBA oyuncuları da boşa durmuyor fakat onları da bağlamak pek kolay olmasa
gerek. E haliyle biraz şans ve nokta niteliğindeki birkaç hamlenin de, attığımız
bu adımın arkasını getireceğine şüphe duymuyorum.
Yine de biz işi uzmanına bırakalım ve şezlongları alıp yazın tadını
çıkarmaya bakalım...
Eralp Demirkul
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır