 2007 Play-Off'ları, hayal kırıklığı yaratan bir takım, yeniden loser diye
suçlanılan bir T-Mac ve yeniden artık seneye demek zorunda kalan Houston Rockets...
Kağıt üzerinde harika geçen bir off-season, yeni umutlar, sezona harika bir
giriş, T-Mac MVP sesleri ve T-Mac'in sakatlanışı... Düşüşe geçiş süreci, batıda
10. sıraya kadar gerileyişimiz...
:: Seri ilk sinyallerini veriyor
Ocağın
19'u, T-Mac'in sakatlıktan döneceği söyleniyor, San Antonio karşısındayız. San
Antonio'yu T-Mac'in benchten geldiği maçta 83-81 yeniyoruz. İlk defa
savunmamız kusursuz işliyor, şaşırıyoruz. Sonraki iki Seattle maçından ilk
olanda T-Mac sakatlıktan dönüyor, benchten geliyor içerde kazanıyoruz. Sonra
dışarıdaki maçtaysa T-Mac, Durant'a nasıl son çeyrek oynanacağını gösteriyor zor
bela yine kazanıyoruz. Sonraki maç 13 maçlık seri yapmış, gençler birliği
Trailblazers'la. Rahat bir galibiyet daha. Tamam diyoruz artık roket
fişeklenmeye hazır artık Utah'ı içerde yenerek onlara karşı bu seneki 2.
galibiyetimizi alma vakti... Forum dolu maç başlayacak herkes onu bekliyor,
yayına giriyorlar ama bir şey eksik. Selvi boylumuz ortalıkta yok, öğreniyoruz
ki grip olmuş. Maçı 8 sayı farkla kaybediyoruz. İlk küçük serimiz sona
eriyor.
:: And now, It's Time!
Senenin başından beri yırtınıyoruz Its Time diye. Sakatlıklar
olsun, takımın oturamaması olsun hiç bir zaman tam istediğimiz gibi olamamıştık.
Seriye hasta lakaplı Golden State'le başladık, T-Mac'in yine sakatlığı ortaya
çıktı. Herkes karamsar, herkes artık T-Mac'ten umudu kesmiş.
Takımın lideri artık eskisi gibi değil, sakatlıklar peşini yine bırakmıyor ama
bu sefer farklı, sanki bir çok şeyini alıp götürmüş gibi. Serinin ilk maçında
Yao Ming sahneye çıkıyor. Her zaman temposuna uyum sağlamakta zorlandığı Golden
State'i adeta tek başına vuruyordu. O maçtan sonra Pacers'ı yeniyor Milwaukee'ye,
bir sezonumuzu etkileyecek maça doğru gidiyoruz.
Milwakuee
maçı kolay geçiyor fakat bir üstte dediğim gibi belki de en büyük yarayı oradan
alıyoruz. Tam takımın lideri gibi oynamaya başlayan, kendini bulan Yao Ming
vatandaşı Yi Jianlian'dan pota altında ufak bir darbe alıyor. Ve evet, Yao Ming
bundan tam 9 maç sonra bu senelik Houston Rockets'ımıza veda ediyor, ardında
bize evlat acısı çektirerek. Yao'ya sorulduğunda, Jianlian'dan o darbeyi
aldığından beri bacağında ağrıları olduğunu fakat takımın her maçı kazanması
gerektiğini düşündüğü için pek nazlanmadığını söylüyordu. Ah be Yao dedik,
keşke o maçların yarısını kaybetseydik de seni kaybetmeseydik dedirtti,
şahsen benim gözlerimi yaş yaş yaptı.
Sakatlık ortaya çıktıktan sonra T-Mac'e uzatıyorlar mikrofonu. T-Mac
sakatlıklara alışık adam tabi, heleki Yao'nunkilere. Yine soruları
cevaplıyor, soruyorlar bundan sonra ne olacak diye? Geçen senelerden alıştığımız
gibi bir "It's on me'' (yük bana ait) lafını bekliyoruz, ama hayır
bu sefer "It's on us'' (yük hepimizin) diyor. Yabancı
forumlarda şaka olarak algılanıyor bu söz, ne yani biz bundan sonra tuğlacı
Rafer'a , 40 küsür yaşındaki Deke'ye, turnike bırakmaktan aciz Hayes'e mi
güvenecektik? Yao bin kat özleniyor, bir çok kişi karamsar, hatta benim gibi bir
kaç kişi T-Mac'ide yatırarak yine "seneye" dememiz gerektiğini düşünüyor.
Yao gittikten sonra Washington, Memphis gibi nispeten kolay takımlarla
oynuyoruz. T-Mac 20 sayıyı geçmiyor, takım gerçek bir takım gibi oynuyor.
Herkeste bunlar kolay lokma, fikstür zorlaştıkça durum ortaya çıkacaktır havası
var. Belki de ilk ciddi sınavımızı bir türlü istediği kimyayı oturtamamış bol
yıldızlı Denver'la oynuyoruz. İnanılmaz bir savunma gayreti, inanılmaz bir
yardımlaşma, inanılmaz bir takım oyunu. Sonuç 3.çeyrekte bir blow-out.
Shane, Carmelo'dan fazla sayı atarken, Rafer 1 sayı gerisinde kalıyor Iverson'ın.
O maçta umut tomurcukları yeşermeye başlıyor, aslında takım oyununun nelere
kadir olabileceğini, T-Mac'in röportaj sırasında "It's on us" derken ne
kadar ciddi olduğunu anlıyoruz. Bir Indiana maçını daha sorunsuz atlattıktan
sonra Dallas maçında ne yapacağımızı düşünmeye başlıyoruz. Takım 16 maçlık seri
yakalamış ama bazılarına göre bunun nedeni kolay fikstür bazılarına göreyse
gerçek bir contender'la maç yapmamış olmamız.
Dallas
maçı bize kim olduğumuzu gösterecekti... Ya da acaba gösterebilecek miydi?
Dallas'ın bir önceki Utah maçında Nowitzki bir insanın yapmaması gereken bir
faulü Kirilenko'ya yapınca bir maç ceza alıyor ve bizim maçta oynayamıyordu.
Maçtaysa Dirk'süz Mavs karşısında bildiğimiz Rockets vardı. Savaşan, her topa
atlayan, agresif savunma yapan takım. 3.periyotta bir blow-out daha...
Maç başlamadan önce TNT'de T-Mac'e ileri geri sallayan Charles Barkley - Kenny
Smith ikilisi maç sonunda T-Mac röportaj verirken Mavericks mavisine
bürünüyorlardı. T-Mac o maçta 31 sayı ve 9 asist yaparak hem kendi hücum gücünü
gösteriyor, hem de takımını daha iyi oynatarak ders veriyordu... Olan Fatkid
Charles Barkley'e oluyordu. Bir sonraki maçımızdaysa bu sene CP3 önderliğinde
Contender'lığa bürünen New Orleans'la Toyota'da oynayacaktık. Maçtan önce
telefonum çaldı arayan babamdı. Bana "David West bu gece oynamıyor oğul"
dedi. Olamaz dedim kısaca. Yine mi geri zekalıların eline koz verecektik? Yine
mi milletin yaşadığı sakatlıklar yüzünden biz kötü gösterilecektik? Bir Allah'ın
kulu da çıkıp neden "ulan bu takımda ligin en iyi pivotu sakat" demezdi? Olsun
dedik, Houston'ımız kazanmaya devam etti, artık seri 18'di ve eşşeğin bir yerine
su kaçırmaya başlamıştık. Önümüzde New Jersey, Atlanta ve Charlotte maçları
vardı ve bu maçların hepsini kazanırsak NBA tarihinin 21 maçla en büyük 2.
serisini yakalamış oluyorduk.
New Jersey maçı yine bir blow-out. Ama Atlanta maçından itibaren takımlar artık
bizim dış şutumuza önlem almaya başlamıştı. İyi sokamıyorduk özellikle ilk
yarılarda ama Toyota cayır cayır yanıyordu. Belki de Olajuwon zamanından beri
ilk defa böyle bir hava yakalamıştı Houston şehri. Hatta Houston valisi Bobcats
ile oynanacak maçın gününü "Houston Rockets Spirit Day" (Houston Rockets ruhu
günü) ilan etmiş, herkesi o gün kırmızı giymeye çağırmıştı. Atlanta'yı ve
Bobcats'i son periyotlarda T-Mac'in MVP'lik oyunlarıyla geçiyorduk. Artık
NBA'in en büyük ikinci serisi bizdeydi, kolu kanadı kırık bu takım bunu
başarmıştı. 1. seri ise Wilt'li, Jerry West'li Lakers'ın elindeydi 33 maçla.
Aynı zamanda Bobcats maçından sonra batının liderliğini Lakers'la paylaşmaya
başlamıştık ve bir sonraki maç Toyota Center'da Lakers'laydı.
Lakers
Gasol, Bynum, Arıza'sız biz ise Yao, Landry ve -fasulyedende de olsa-
Francis'sizdik. Maçtan önce herkes inanılmaz bir T-Mac vs. Kobe kapışması
bekliyordu. Öylede oldu aslında, tabi bir şut kaçırma yarışmasından
bahsediyorsak. Kobe, Shane'in kitaplara geçecek savunması karşısında 33şutta 11
isabet bulurken T-Mac takımının iyi oynamasından istifade ediyor çok kasmıyor
hatta hiç zorlamıyordu. Yine pek sevmediğimiz Jump Shotlarına başvuruyordu, ama
aynı zamanda iyi-kötü takımını oynatıyordu. Maçın kahramanı ise kuşkusuz Rafer
Alston'du. 2 senedir bize cehennem azabını yaşatan Alston bu 2 seneyi bir gecede
nispeten unutturuyordu.
Atlamadan o gece İstanbul'da ise RoxTurk grubu toplanmış galibiyeti kutluyordu.
Harika bir günü Rockets'ımız Lakers'ı yenerek taçlandırmıştı, cuk diye de
oturdu.
Peki bu seriyi yaratan etkenler neler?
- Savunma
- Takım oyunu
- 40 küsür yaşındaki Dikembe Mutombo'sundan, sakat sakat oynayan Yao'suna,
T-Mac'ine kadar bütün takım
- Daryl Morey'in akıllı takas ve FA hamleleri
- Takım kimyası
- Çaylakların performansları
- Rick Adelman
Boston
maçıyla serimiz son buldu. Sağlık olsun, bütün takıma helal olsun. Bize tarihi
tanıklık ettirdiler, canlarıyla mücadele ettiler, takım oyunuyla neler
yapılabileceğini gösterdiler ve en önemlisi bütün olumsuzluklara rağmen onur
mücadelesi verdiler. Belki de son 10 yılın en zor batısında 10.luktan 1.liğe
kadar geldiler.
Bundan sonra geri kalan 16 maçta zorlu bir fikstür bizi bekliyor. Artık batı
takımlarıyla maçımız. Ne olursa olsun bu takım Play-Off'lara kaldığı sürece çok
başarılıdır. Şu önümüzdeki maçlar bize takımımız hakkında çok daha büyük
ipuçları verecek, önemli olan bir yenilgiden sonra yıkılmamak. Bunu
yapabileceğini biliyoruz bu takımın, şunu unutmamak gerekir; biz neyi
bildiğimizi sanıyorsak onlar bizde her şeyi 10 bin kat daha iyi biliyor. Bu
takımı eleştirmeye kalkarken 2 kere düşünün, bize yaşattıklara şey hiçbir
takımın kolay kolay taraftarlarına yaşatabileceği türden bir olay değil...
En son olarak bu takımı küçümseyenler; belki çok klişe olacak ama "Dont ever
underestimate the heart of a champion." Esen kalın, takıma güvenin.
Mehmet Emir Çağan
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|