Gurur Tablosu

RPD

RPD yazıları için tıklayınız.

Konu Dışı

Sakatlıklar

Takımdaki sakatlık durumlarını öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Multimedya

Forum sayfalarımızdaki resim ve videolara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

Gecenin Maçı

Gecenin maçı tartışmalarımıza katılmak için buraya tıklayabilirsiniz.
Anasayfa arrow Fikstür (2008-09)
...and the Larry O'Brien goes to... San Antonio Spurs
Yazar Hilmi Doğan   
Cumartesi, 23 Haziran 2007
 Film sektörünün gözbebeği Hollywood’dur*, Hollywood’un gözbebeği ise Akademi Ödül Törenleri’dir. Burada aday gösterilen ve salonda oturan her yapım ve şahsiyet şu cümlenin sonunda kendilerinin adı söylenirse ayağa kalıp yanındakileri öper, varsa köpeciğini okşar ve sahneye hem ağlar hem gider: “… and the Oscar goes to…” Buna benzer bir ritüeli profesyonel basketbol liginde bir kovboy takımı da 4 sefer başarmıştır. Hem de 4 kere final oynayıp, sektirmeden. Tebrikler San Antonio Spurs. Ama fazla uzatma, sırada daha Houston’la Lakers* var!
Zevk almanız dileğiyle…

 

Fake King?

 Hani iskambil destesinde bulunan papaz vardır. Batak oyununda üstüne çıkan olmadıkça yerdeki diğer 3 kağıdı da hanenize +1 yazılmak üzere zimmetlersiniz. Bu kağıttan üstün bir tek kağıt vardır. Oda as kod adıyla bilinir ve sol üst köşesinde bulunan A harfinden tanınır.
İşte aynı bu şekildedir Cleveland’a olan. King James, “Alem, buysa kral benim” demiştir fakat San Antonio ona hareketin kralını göstermiştir.
Detroit’e karşı oynadığı oyunla “ulen bi ‘MJ’ daha mı geliyor” dedirtmiştir fakat “he bu ‘LJ’ymiş” dememize kadar geçen süre sadece 4 maçtır.
Neden Detroit gibi bir takımı atlatıp buraya geldiler fakat süpürüldüler? Cevap basit. Takip eden arkadaşlar bilir Cleveland’ın hücum sistemi Lebron’a terk edilmiştir ve Lebron bunu elinden geldiğince kotarmaya çalışmıştır. Finallere kadar…

Detroit’e karşı oynayan Lebron’un iki avantajı vardı:

1) Savunma sistemi Flip Saunders’ın gelişiyle başlayan ve Ben Wallace’ın gidişiyle devam eden süreçte yavaş yavaş deforme olan Detroit vardı karşısında.

2) Kendisi’ne yardım eden iki alt faktör daha vardı bir pozisyonda: gard. Faktörlerden biri Chauncey Billups, diğeri Daniel Gibson. Chauncey Billups, ki takımı şampiyon olurken finaller MVP’si ödülü eline tutuşturulup onore edilmiştir, bu sene play-offlarda, özellikle bu seride Minnesota günlerindeki basketbolu ikaz lambasıyla aratmıştır. Daniel Gibson, hiçbir baskı hissetmemenin dayanılmaz hafifliğiyle intihar bombacısı gibi Detroit pota altına yüklenmiştir, parkta köpeğinin tutması için attığı sopa kadar baskı hissetmeden şutları atmış ve başarılı olmuştur.

Kendisinin oynadığı topu takdir edemeden geçemeyeceğim. Ve bu turun 5. maçında rakibi soktuğu hal için teşekkür bile edeceğim. Çünkü böyle ‘one man show’ play-off performanslarını senede bir gün görüyoruz. Bu sene de o gün uyuyakaldığım için kendime ettiğim küfürün haddi hesabı yoktur.

 Gelelim final serisinde ‘şehzademiz’e. Tabi karşısında öyle tırt Detroit savunması falan bulunmayan James, afallamış, hep 4. çeyreklerde aklı başına gelmiş ve bunu değerlendiren Spurs, aklını almıştır. Hemen bir örnekle göstereyim: Doğu finallerinde 19,6 top kullanmış bunlarda 8.8 isabet bulmuş ve maç başına 25.6 sayı 3 top kaybı ortalamalarıyla oynamıştır. Aynı fenomen finallerde kullandığı 22.5 şutu 8 kere çemberin içinden geçirmiş böylece 22 sayı ve 5.75 top kaybı ortalamalarıyla sezonu kapatıp tatile çıkmıştır. Kendisini karşılayan Bowen ve sonrasında ikramı yapan genelde Duncan olmak üzere Spurs, senelerce oturttuğu savunma ve TD üzerinden oynama felsefesini dördüncü bir şampiyonlukla taçlandırmıştır.

 

 Lebron bundan sonra n’apmalı? sorusuna verilecek en güzel ve basit cevap yazın gücü yerine şutunu geliştirmesi için çalışmalı olacaktır sanırım. Çünkü finaller de göründü ki Bowen onu bir adım öteden alıyor yani şut kullanmasına izin veriyordu. Fakat şuta kalktığı anda da rahatsız edilen Lebron bu şutları genelde kaçırıyordu. King, içeri yüklenmeye çalıştığında ise Bowen ona baseline’a kadar eşlik ediyor, birden karşısına çıkan bir adam, ki o adam Duncan oluyor genelde, ve iyi bir rotasyon sonucu James ne atışlarında isabet, ne de boşta olan arkadaşını bulabiliyordu. Sıkı çalış James’cim seneye stop-jump-shottan sınava sokacağım seni.

 

Söylemeden geçemem. 3. maçın sonunda Lebron’a çalınmayan faulün 3 atış olması gerektiğini düşünmemek gerek bence. Çünkü kaç kere izledim yavaş çekimde Lebron teması hissettikten sonra kurnazlık yapıp 3 atış kazanma amacında ama faul yapıldığında şuta kalkmamış olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Yani o faulun kitaptakı karşılığı 2 atıştı ve Spurs zaten bunu istiyordu. Bir kere daha topu oyuna sokacaktı Cleveland ve şansını bir kere daha deneyecekti. Belki sokacak veya sokamayacak onu bilemeyeceğiz ama kurallar ve ben böyle bir paydada buluştuk. (Buradan sezon boyu takım tanımaz şekilde verdikleri kararlarla birçok maçta sinirden tebessüm ettiren, sinirden ağlatan, böyle bir platformda bu kadar kendilerinden konuşmama sebep olacak kadar kötü yöneten hakemlere de selam ederim.)

Bu arada Mike Brown’u tebrik etmek istedim ama vicdanım el vermedi. Tebrik etmek istedim çünkü Cleveland’ın savunmasını müthiş bir seviyeye çekmiş. Vicdanım el vermedi çünkü bütün hücumu Lebron’a yıkarak alternatifsiz bir hücumla finallere kadar sırıtmadan idare etti ama finallerde görüldü ki bir adamın üzerinden hücum üretmek ki o adam hücum opsiyonlarını tam anlamıyla oturtmamışken, mantıklı değilmiş.

Never underestimate the heart of a champion

 Türkçe’de karşılığını “Bir şampiyonun yüreğini asla küçümsemeyin” olarak bulduğumuz (ben bulmadım tabi arkadaş buldu, şaka bir yana hepimizn kulaklarında çınlıyor hala o “We have non-believers all along the way…”le başlayan muhteşem konuşma) NBA atasözünü Houston’ın 95-96 sezonunda kazandığı şampiyonluktan sonra Rudy Tomjanovic söylemiştir. 94-95 senesinde kazanılan şampiyonluktan sonra insanlar Houston’ın aynı başarıyı tekrarlayamayacağını açık açık konuşmuşlardı. Houston da sezonun büyük bir bölümünde haksız çıkartmayacak şekilde oynamıştı. Ta ki finale kadar. Finalde rakip Shaq’lı, Hardaway’li kadrosuyla Orlando’ydu. Fakat Rockets, Magic’e; Olajuwon da Shaq’a kapıyı gösteriyorlardı.
Buna paralel bir yoldan San Antonio da geçti. NBA’i hemen her gece kalkıp da benim gibi takip eden manyaklar var ya, kısaca onlara NBA takipçileri diyebiliriz, işte onlar biliyor ki sezon başında Spurs, sistemden kopmuştu ve All-Star’a kadar da pek bir yolunda gitmedi işler. Fakat her zaman olduğu gibi kendini salıvermeyen San Antonio play-offlara 3. sıradan girmeyi başardı.
Postseason’a da mağlubiyetle başlayan ‘ekip’, evet onlar bunu hak ediyor, sanki o ana kadar hiçbir terslik olmamış gibi rakiplerini bir bir evine yolladı ve son seride yani finallerde kilit adam Lebron’u kitlemeyi Detroit’e göre daha iyi başardı ve Eva’nın Parker’a sevinç gözyaşlarıyla koşup kucağına atlamasına ve bol bol french kiss vermesine sebep oldu (bu sahneyi görünce Eva’ya olan bütün hislerimi bir sonraki bahara tekrar yaşamak üzere rafa kaldırdım.)

Ayrıca Parker bir de finallerin MVP’si ödülüne layık görülmüştür 24.5 sayı ortalaması %57 şut isabetiyle. Kendisi Avrupa’dan gelip bu ödülü cukkalayan ilk oyuncudur. 

 Spurs bir Dynasty midir? gibi bir soruyla karşıma çıkmayın hışmım fena olur. Aç bir Bill Russell ve Boston naapmış, bir UCLA eşeğin neresine su kaçırmış, onlar da yetmedi bir Lakers* kaç kere başa güreşmiş; bunları bir öğren. Ha biliyorsan da bilgilerini tazelemiş, kendine gelip bu soruyu bana sormamış, cevabını beyninin ücra köşelerinde bulup bana dadanmamış olursun. İkimiz de rahat oluruz :)

Sözün özü (zurnanın zırt dediği nokta): Duncan o takımda oynadıkça Spurs contender olacaktır. Lebron da yazın, parmak bastığım noktaya el atarsa hücum opsiyonu artar. Kendisi de mutlu olur, bizi de performanslarıyla şad eder.

Hadi hayırlı traşlar…

Not: Biterken Enya – If I Could Be Where You Are çalıyordu. Marstaki dostlarımız bu yolla bize veya bana bir mesaj mı ulaştırmaya çalışıyordu onu anlamadım…

*Doğuş’a elektromektup (Bu mektup ve sonrasında geçen şifresi çözülmüş, farazi, fuzuli ve Doğuş’u dahi bağlamayan konuşma kendini x saniye sonra imha edecektir. x eşittir y tam bir bölü iki falan filan ise x kaçtır ):

Sevgili evladım Doğuş,
Nassındır, iyisindir inşallah. Gözlerinden hasretle öperim ……………………………blablabla
spoiler- - -spoiler- Burayı sadece Doğuş okusun -spoiler- - -spoiler

-Oğlum Lakers’lı olduğumuz anlaşıldı. Kaç! Kaç!
-Abi ne uyandırıyosun sabahın saat beşinde
-Hadi oğlum, kalk. Namazını da kılar sevaba girersin.
-Abi ben en son geçen bayram namazından önce abdest aldım.
-Olsun. Sabah koşusu yaparız Texas’tan California’ya.
-…


Hilmi Doğan
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
 
< Önceki   Sonraki >
© 2009 RoxTurk.Com: Türkçe Rockets Sitesi / Turkish Rockets Web Site
Joomla! is Free Software released under the GNU/GPL License.