 Dışarıdan bakınca Power Rankings havası verebilir ama nedense o adı koyasım
yok şu yazacaklarıma. Biraz durum değerlendirmesi ve oyuncuların karneleri gibi
olacak aslında. Yarı yılı tamamlayan gençlerimize; özellikle son 1-1.5 aylık
süreç olmak üzere geride kalan zamanı göz önünde bulundurarak şöyle bir göz
atıverelim. Kimin neyi eksik, kimin neyi fazla bir görmüş oluruz hem. Uzun
süredir yoklama da almıyorduk zaten.
14- Joey Dorsey: Kendisini malesef bir türlü sahada göremiyoruz. Hakkında birçok
şey okumuştuk takıma katılmadan önce ve geçirdiği idmanlar sonrası genç
arkadaşımızı sahada görmek adına can atıyorduk. Adelman ve teknik ekip pişmesi
gerektiğini düşündü herhalde; bu doğrultuda da D-League'e gönderildi. Gerçi en
son tedavisi için falan tekrar çağırıldı, Houston'a geri geldi ama takım
elbiseleri üzerinde duruyor, değişen bir şey yok ortada.
13- Luther Head: Yahu evladım, niye satışa devam ediyorsun? Toparla artık
kendini, bu böyle olmaz. Play-off'ta boşluyordun hani ona alıştık zaten de, şu
takımda kalmanı sağlayan bir normal sezon performansın vardı, ona ne oldu?
Sakatlık mı etkiliyor diyeceğim de, sakatlıktan önce de gayet kötüydün. Hani
çaylak falan da değilsin artık, mental olarak bir olgunlaşma görelim senden, geç
de olmasın mümkünse.
12- Chuck Hayes: Bu basamaklarda olma sebebin sessiz sakin duruşun. Çok göze
batan bir eksin yok, ama tapılacak bir artın da yok babuş. Bildiğimiz Chuck'sın
işte. Feyk gösterip serbest atış atan, hücum özürlü, kral savunmacı Chuck. Bu
takımda pis işleri yapabilen 2-3 isim var, sen de onlardan birisin.
*Bu arada serbest atış falan dedik diye taşchuck geçmeyin, ne zamandır fan
sitesi bile var elemanın. Merak edenlere,
http://chuckhayesfans.net/wordpress/
11- Dikembe Okaçenku Mukaçenko Jay Jay Mutombo: Ulan olur da şu yıl hatırı
sayılır bir şeyler başarabilirsek, bu tabloda Mutombo'nun da olmasını çok
istiyorum. Boston veya San Antonio yolunu tutacak diye pek bir tırsmıştım, ama
parayı düşünmeden tekrar bizlere döndü. Yalnız Yao ve Tracy fena kilitlemiş o
dönemde Deke'yi. Etkili olmuş yani bu telefonlar Houston'a dönüşünde. Neyse
iyi ki de dönmüş yani, Deke yokken bir yanımız eksik gibiydi. Oynamadığında bile
efektif olmayı başarabilen nadir oyunculardan. Takıma katıldı ve katılmasıyla
beraber etkilerini görmeye başladık. Zaten bu ay takıma dahil olmasıyla beraber
çıktığı ilk maçta seyirciden büyük alkış aldı hatta ilginçtir ki, 4 de sayı
üretti. Tabi Deke'nin oyuna girmesiyle beraber finger wag zamanının geldiği
hissedilmişti. Gerçi bu olayın yaratıcısı o değildir ama nedense en çok Deke ile
hatırlanır. Neyse Yao'nun dinlenme payını göz önünde bulundurduğumuzda, bazen
fazlasıyla ihtiyaç duymamıza rağmen yaşlı kurdu oyuna sokmayan Rick'e buradan
parmak sallıyoruz.
10- Brent Barry: Abilerimizdendir. Nimetlerini görmeye başladık bile. Sahada
olduğu zaman şöyle bir rahatlıyor insan, endişe falan duymuyor. "Bırak abi Barry
var sahada, ilgilenir o çocuklarla, biz yemeğimizi yiyelim." modunda izliyoruz
maçları o varken. İlerleyen yaşı arada istemediğimiz türden sakatlıklarının
nüksetmesine sebep olsa da, şu anda bir ağrısı sızısı yok. Kritik basketleri ve
oyuna liderlik edebilmesiyle bizlere müthiş katkı sağlıyor. Belki artıları çok
göz önünde olan bir isim değil ama bu senenin büyük kazançlarından birisi olduğu
kesin. Saygıyla eğiliyoruz önünde.
9- Aaron Brooks: Bücür! Toparla artık kendini sen de. Yeni Luther Head olma
yolunda ilerliyorsun da, Allah korusun diyorum sadece. Başarının kalıcı olmadığı
takdirde bir önemi yok, bunu sen de biliyorsun. Yayma yani bir taraflarını.
Çalışmayı sürdür ki, iyi oynamaya; bu doğrultuda da sevilmeye devam et. Son
haftalarda durum kötü görünüyordu ama harbi harbi toparlanmanı ümit ediyorum.
Yoksa o elindeki sürelere gerçekten çok güvenme. Gördük ki, bazen back-up point
guard başlığı altında kadroda olmak yetmiyor. Pistons maçında turnike bile
kaçırdın, sahadaki varlığından emin değildim spiker ismini telaffuz edene dek.
Olmaz böyle, pohpohlamayacağız seni artık bir süreliğine, çünkü bizim eski
Brooks'a ihtiyacımız var. Sıralamadaki şu yerine de çok güvenme dediğim gibi,
geçmişin ve Warriors maçındaki ekstra performansının hatrına bunlar.
8- Shane Battier: Shane'in de taşını toprağını özlemişiz yahu. Soktuğu ceza
şutlarını özlemişiz. Yeni dönmedi gerçi hani bir süredir takımla beraber zaten
ama zamanla toparlıyor kendini. Belki sakatlığın etkisinden ötürü eski bire bir
savunmasını göremiyoruz ama dış şutlarını düzelttiği gibi en önemli faktörü olan
savunmasını da düzelteceğine inanıyorum.
Bu arada Shane'in 2009'a ait hedeflerini de bir hatırlayalım,
1. İlk turu geçmek.
2. Bir NBA şampiyonluğu kazanmak.
3. En iyi savunma beşine girmek.
4. "Yılın Savunmacısı" olmak
Hangi hedefi gerçekleşebilir, hangisi imkansız görünüyor; yorumu sizlere
bırakıyorum ve yazıya son sürat devam ediyorum.
7- Carl Landry: Takımın dinamosu ve taraftarın göz bebeği olan Landry,
performansındaki istikrarı koruyor. Ama yaklaşık 1 ay evvel bir New Jersey maçı
oynadı ki, gel de alnından öpme abisi. 18 sayı atıp takımın en skorer ismi
olmayı başarmasının yanı sıra, 5'te 5 saha içi ve 8'de 8 serbest atış isabeti
ile oynadı. Tracy McGrady ve Ron Artest'in olmadığı dönemlerde efektifliğini
sürdürdü ve bazen Yao - Scola - Landry üçlüsünü bir arada sahada gördüğümüz de
oldu. Landry normalde bir 4 numara oyuncusu fakat 3 numara pozisyonuna da uyum
sağlayabildiğini gördük. Zaten yetenekli bir oyuncu, bu yeteneği müthiş
enerjisiyle birleşince artıları saymakla bitmiyor. İyi ki Bobcats'in teklifini
karşılayabildik de, kazı elimizden kaçırmadık.
6- Tracy McGrady: Son yazdığım yazıyı ona adadıktan sonra, geri dönüşünü
beklemeye başlamıştık. Beklenildiği gibi 2 haftalık bir sürecin ardından
sahalara geri döndü ve 2 haftalık bu aranın ardından oynadığı ilk maçta 10
üzerinden 5 aldı benden. Açıkça görülüyor ki hala tam anlamıyla rahat değil
sahada, ama ölü yada diri onu istiyoruz. Çünkü sezon yarılandı bile ve olası bir
geç dönüşü büyük bir adaptasyon problemine yol açabilirdi. Yine de sahada
olmadığı sürede de artı almayı başardı. Takım elbiseleriyle de takımını
destekleyebildiğini ve onlarla iç içe olabildiğini gösterdi. İnşallah güzelce
bir ivme yakalayacak ve kırmızı beyaz formasıyla da desteğini sürdürecek. Bu
temenniler arasında yeniden kaçırdığı 1 maç olduğu aramızda kalsın.
5- Ron Artest: McGrady'den daha önce sakatlığı nüksetmeye başlamıştı ve daha da
uzun bir süredir sahalarda göremiyorduk Ron'u. Ama Pistons maçıyla öyle bir
dönüş yaptı ki, belki de 1-2 aya mal oldu bu. Yao Ming'in yokluğunda takıma
önderlik etmeyi başarırken, kritik anlarda da sorumluluk alarak üzerine düşen
görevi fazlasıyla yerine getirdi. Arada toplara çok abanıyor ama mesela son
oynadığımız Warriors maçında da inanılmaz efektifti ve all-around bir performans
sergiledi. Böyle gerektiği yerde gerektiği gibi oynadı mı iyi işler çıkarıyor
zaten. Yalnız basketbolu çok heyecanlı oynayan bir oyuncu Ron, bazen bunun
zararı olabiliyor. Ama yine de onu böyle heyecanlı ve hırslı görmek büyük
hedefler koymuş bir takımın taraftarı olarak yüzümüzü güldürmeye yetmiyor değil.
4- Rafer Alston: Eheh. Şaka değil gerçek. Harbiden Rafer Alston, hatta Alston
aka Sezonunbaşındasıçıpsıvayanancak30maçınardındandüzelebilenyaratık. İşin
geyiği bir yana, eleman hep sezonu yarılamayı bekliyor bizi sevindirmek için.
Hani belki onun kadar küfür yiyen yok bu takımda ama kendini toparlamaya
başladıkça kızamıyorum. Ama Rafer'ın ilacının zaman olduğunu artık biliyoruz. O
yüzden Rafer'lı olası bir sezon için daha kendimizi şimdiden hazırlıyoruz. Chris
Paul'u ve Deron Williams'ı alamayacağımızı göz önünde bulundurursak, Rafer
Alston ile olan ilişkimize inanmalıyız. Elimizden fazlası da gelmiyor. Biz daha
iyisini yapana kadar en iyisi bu işte.
3- Yao Ming: Şefkat sahibi bir kişilik. Baktı Ron ve Tracy gazi oldu,
"Ben de
onlara katılmalıyım" dedi. Ama o gazi oldu, bu sefer Ron ve Tracy satışı koyup
sahalara geri döndü. Ulan şaka maka bir türlü bunları doğru dürüst yan yana
göremiyoruz. Yamulmuyorsam da 23 kere gördük yalnızca bu sezon. Neyse bozuntuya
verecek bir durum yok, Yao'nun durumu ciddi değildi zaten Warriors maçıyla "Great
Wall" burada diyiverdi. İnşallah 3'ü bir aradayken yine bir aksaklık çıkmaz.
Ama Yao'ya ve sakatlanmadan önceki performanslarına geri dönersek, yaptıklarının
takdir edilmesi gerektiğini söylemeliyim. Sakatlığından önce forma giydiği son 3
maçı da kazanmıştık ve bu maçlardaki sayı ortalaması 25.3. Önceki sezonlara göre
daha agresif olması ve o yumuşak görüntüsünden kurtulmaya başlaması sevindirici
noktalardan biri olarak göze çarpıyor. Ah bir de idmanlarda T-Mac'in bileğine
basmasa...
2- Luis Scola: İstikrar abidesi olarak nitelendirsem yetecek hatta artacak.
Avrupa'daki basketbolunu neredeyse bire bir buralara da taşıyabilmesi ve
özellikle son haftalarda eksilen kadroda skor ve ribaund yükünü çektiği maçları
görmemiz ona olan saygınlığımızı arttırıyor olsa gerek. Eli titremeden soktuğu
orta mesafeli şutları ve çektiği ribaundlar ile çok ama çok işimize yarıyor.
Yao'nun yanında durabilecek daha uygun bir isim bulamazdık herhalde. Tekrar
genelden özele doğru yol alırsak, small ball takıldığımız maçlarda da Scola'nın
nasıl iş yaptığını görme fırsatı bulduk. Sahip olduğumuz kadroda pick and roll
oyunları için zaten oldukça ideal bir isim olan oyuncu, 5 numara oynadığı
zamanda da çabukluğunu ve yüksek basketbol zekasını kullanarak ekstra fayda
sağlamayı biliyor.
Takımın en istikrarlı ismi olarak, bu istikrarını hiç bozmaması ümidiyle...
1- Von "The Great" Wafer: Heralde bu sıralama 2-3 sene önce yapılmış bir
sıralama olsa ve 1 numaradaki oyuncuya bir göz gezdirilse büyük bir şok
yaşanırdı. Ama söz konusu olan geçmiş değil, anı yaşamak. Biz de Wafer ile
birlikte anın tadını çıkarıyoruz, çılgın maçlarını izledikçe "Bu bizim Wafer'ımız" diyoruz. Takıma dahil olmasıyla birlikte basketboluna hatta hayatına
yeniden bir yön verdi. Belki de yıldız oyuncuların sakatlığı en çok ona fayda
sağladı. Böylece bu isimlerden kalan süreleri akıllıca kullanarak ve doğru
tercihler yaparak koç Adelman'ın da gözüne girmeyi başardı.
Son haftalardaki performansları gerçekten göz dolduruyor. Bu hep laftadır belki
ama ben gerçekten ağlayabilirim yani böyle oynamaya devam ederse. Yaşı da genç
kabul edilecek bir yaş ve şimdiden kafasını toparlayabilmesi ve de böyle efektif
olabilmesi çok hoş bir durum olarak göze çarpıyor. Bir ara yalnızca şut atmakla
meşgul olduğu söylenirdi ama aksine gerektiği zamanlar dışında şuta pek
başvurmuyor. İçeriyi zorluyor ve kuvvetli penetreleriyle kendine sayı imkanı
sağlıyor. Hani Wafer'ın basket faul ile noktalanan oyunları da ayrı bir gaza
getiriyor beni. Onu böyle mantıklı işler yaparken görmek hoşuma gidiyor. Head'in
saçmaladığı bir normal sezonda ilaç gibi geldi desek yeridir herhalde. Yani
yaklaşık 20 dakikalık bir süre ortalaması var ve 9.2 sayı ortalaması da hiç fena
değil. Bu istatistiği de öyle zorlama bir istatistik falan değil, gerçekten onun
verimli olduğunu hatırlatacak cinsten bir sayı ortalaması. Şu ortalamasına
baktığımızda, sahadayken şunları yapabiliyordu diyebileceğimiz türden yani.
Fiziksel olarak biraz zayıf olmasından kaynaklanabilir ama savunmada da kötü
değil hani. En azından azim gösteriyor ve ayakları da çabuk olduğu için
savunmada bire bir mücadeleye girmekten çekinmiyor. Böyle mücadele etsin, canımı
yesin zaten. Ama Wafer'dan bahsederken en çok da zamanın kudretine şaşıyorum.
Gerçekten bazıları için ilerleyen zaman, pozitif yönde bir değişiklik anlamına
gelebiliyor ve belki de yıllar öncesinin dalga geçilen adamı Wafer'ın şu konuma
gelmesi, bu konuya dair enfes bir örnek teşkil ediyor...
Evet efendim, işte oyuncularımız böyle 'değer'leniyor, 'değer'lendiriliyor.
Benden şimdilik bu kadar, bir dahaki yazıda görüşmek dileğiyle...
Eralp Demirkul
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|